cehalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cehalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 29, 2009

Bu nasıl hesap?

Malum ödemeler dengesi hesaplarında kaynağını bilemediğimiz bir 18.3 milyar dolarlık net hata ve noksan var. Kimi, böyle bir farklılığın kriz dönemlerinde ortaya çıkabileceğini düşünüyor, kimi araştırılması gerektiğini, kimi ise 'Irak'tan girdi, İran'dan girdi' gibi palavralar atıyor.
Son dönemde özellikle basın bu konuya sardırdı.
İşte son örneği de, ekonomi konusunda her zaman sınıfta kalan Kanal D'nin yaptığı habere bakın...
Komplo teorisi meraklıları zevkle izleyebilir. Anca bu teorileri kapıdan içeri sokmayanlara söylenecek olan şu; gelin hesap yapalım, olur mu, olmaz mı?
1 Ton altın kabaca 30.5 milyon dolar. 20 Ton eşittir 611 milyon dolar. Oldu mu şimdi? Olmadı tabii ki. Çünkü sen ne diyorsun haberde? 7.5 milyar dolar nakit, 20 ton altın. Ne için söylüyorsun bunu? 18.5 milyar dolar için!

Çarşamba, Nisan 22, 2009

Toplum ne ise aynası da o..."Aman vatandaş haşlanmasın"!

Zaman zaman tartışma olur; "Efendim bu milletvekilleri şöyle, böyle olur mu?" gibi birçok konuda şikayet ederiz. Örneğin bir yasa görüşmesinin en geceyarısına denk gelen bölümünde araya milletvekillerine kıyak maaş içeren bir teklif yapılır. Ertesi gün bir kıyamet kopar. "Vekile var, aslına yok" gibi klişe başlıklar gazetelerde...
Aslında bunu şöyle okumak gerekiyor: Asıl neyse vekili de o!
Öyle ya Meclis'e gönderdiğimiz vekillerimiz toplumu temsil etmiyor mu? Toplum neyse onlar da o. Uzaydan gelmiyorlar.
İşte şu ve bu haberleri toplumun aynası olarak görürüm ve hiç mi hiç şaşmam.
Bu haberlerden birinde en güzeli de şu:
Kütahya Simav'da 17 Şubat günü bir deprem oluyor. Daha sonra, ara ara artçıları oluyor. Bunlardan biri de, dün olunca şöyle bir 'geyik' hızla yayılıyor. Geyiğin şahı aslında bu!
Düşünün siz Ahmet Mete Işıkara'nın, dün saat 19.02'de 3.2 büyüklüğünde deprem olunca hemen Simav’da tanıdığı birkaç kişiyi aradığını ve...
“Bu gece Simav’da 7 büyüklüğünde deprem bekliyorum. Vatandaşları uyarın. Evlerini terk etsinler. Bunun yanında Eynal Kaplıcaları İşletmesi'ni de aradım. Sıcak suların vanalarını açmalarını istedim. Yoksa Simavlı bu gece saat 22.00- 23.00 saatleri arasında meydana gelecek 7 büyüklüğündeki büyük depremle yerle bir olacak. Vatandaş kaynar sularda haşlanacak” dediğine kayıtsız şartsız inanıp ortalığı birbirine katıyor, paniğin şahını yaratıyorsunuz!
Yani bir bilim adamının hem depremin olacağını bilip, ilk aklına gelen yerin "aman vatandaş haşlanmasın" diyerek Eynal Kaplıcası olacağını, bunu da tanıdığı birkaç kişiyi arayarak yapmasını düşünmenin nasıl bir beynin ürünü olabileceğini anlamaya çalışıyorum...Yok yok bu cehalet sandığımdan daha kötü bu ülkede...Daha doğrusu yoksulluk mu demeliyim?

Cuma, Nisan 03, 2009

Köşe dönmeyi bekleyen cehalet!

Haber7'de yer alan haber şöyle başlıyor:
Konya Televizyon ve Radyo Tamircileri Odası Başkanı Kadir Erölmez, sanal alemde ‘1950- 1965 yılları arasında Almanya'da üretilen televizyonların içerisinde çok değerli kırmızı civa var ve yüksek fiyatlara satılıyor’ iddialarının dolaştığını belirterek, bunu duyan insanların televizyon tamircilerine akın ettiğini söyledi. Erölmez, “İddialara asılsız” dedi.

İnternet geyiği şöyleymiş:

“Zengin Oldunuz! Elinizde 1950 - 1965 yılları arasında Almanya’da üretilmiş eski siyah beyaz grundig televizyonlardan ya da aynı yıllarda üretilmiş eski ev eşyalarından varsa zengin olabilirsiniz! Bu televizyonların ve eski eşyaların içerisinde bulunan kırmızı civa cep telefonu sinyallerini kesiyor. İnsan sağlığı için büyük önem taşıyor. Pek çok insanının o yıllarda Almanya’ya gidip geldiğini biliyoruz. Elinizde bu tür televizyon ve eski eşya varsa bize ulaşın. Fiyatları 35 bin TL’den başlaryarak 100 bin TL’ye kadar çıkıyor.”

Yoksulluk mu? Cehalet mi? 'Uyanıklık' mı? Köşe dönmecilik mi? Zavallılık mı?
Ne dersiniz?

Pazartesi, Mart 23, 2009

Eğitim ne işe yarar? (2)

Bugünkü konumuz: Var mısın? Yok musun?

Bir süredir bizim ekranlarımızda var olan bir yarışma. Geçen yıl tesadüfen rastladım TV'de. Uzun bir süre (1 ay kadar) her yarışmayı kaçırmadan izledim.

Merakım şuydu: Çalışmadan, bir yarışmadan para ödülü ile yüzyüze gelen insanların risk ve kazanç karşısındaki tavırları nasıl gelişiyordu?

Bunu ararken, benim ilk dikkatimi çeken tabii ki şu oldu: İstisnasız her yarışmacı, hangi kentten gelmişse gelmiş, farklı eğitim seviyesine sahip (İzlenimim, çoğunluk lise mezunu gibiydi), farklı meslek ve gelir grubundan (çoğunluk orta altı), farklı etnik gruptan yurdum insanı OLASILIK bilgisine sahip değildi. Basit matematik bilgisi yani.

Ne olursa olsun, "yüzde 25 ihtimalle büyük sayı bulma şansım var" gibi konuşmalar yoktu. Var olan, soru kipi biçiminde olmak üzere "ne hissediyorsun?" Aslında sorulan şu, 23 katılımcının sahip olduğu kapalı kutuların içinden çıkacak sayılara ilişkin olarak, o katılımcının ne hissettiği soruluyordu. Olasılık hesabı değil, hissiyat konuşuluyordu; "Kutumda küçük hissediyorum"!

Hakkını yemeyelim sadece geçen ay içinde yarışan genç bir erkek, olasılık hesabından bahsediyordu.
Eğitim ne işe yarar? Ya da eğitimli insan bu kadar az mı?
Tabii beni çok şaşırtan şu oldu (yüzleşme mi demek gerekir?): 1.500 TL maaş alan bir çöp görevlisinin olasılık hesabına göre iyi bir teklif olan 45.000 TL'yi reddedip, 50 TL ile yolcu olmasıydı! Aslında ilginç olan, bunun gibi örneklerin nerdeyse hergün tekrarlanıyor olmasıydı.
Çöp işçisinin şans eseri katıldığı bir programdan 30 aylık maaşına denk teklifi kabul etmeyip olasılık hesabını zorlaması (O olasılıkla 'şansımı zorladım' diyecektir) ilginçti.

Cumartesi, Mart 21, 2009

Eğitim ne işe yarar?

Okuma yazma, öğrenim; tüm bunların kişisel yatırım ve gelişime katma değer sağlama özellikleri dışında toplumsal yaşamda da beklenen yararları var.

Ne mi?

Birarada yaşama tabii ki.

Örneğin trafikte aracınızla seyir halinde iken arkanızda seyir halinde bulunan başka aracın size çok yakın olması nasıl açıklanabilir?

Sarhoşluk, akıl hastalığı gibi sıradışı nedenler yoksa ve de basit ortaokul fen bilgisine sahip biri olup 'hız ve ivme' gibi fizik kavramlarını öğrenmiş ise sizin aracınızı belli bir mesafeden izlemesi beklenir.

Bu yazıyı yazmak nereden aklıma geldi? Her zaman trafikte beni irite eden bir durumdur. Biri seyir halinde iken aracıma çok yaklaşırsa hemen hızımı keser (aniden değil tabii ki!) onu da yavaşlatırım. Çünkü arkadaki sürücü: Ya sarhoştur, ya akıl hastasıdır, ya da cahildir. Bunların hiçbiri değil olsa da 'aşırı güven' hastalığına kapılmış biri de 'hastalıklı' ya da cahildir. Çünkü 'nerede duracağını' bilmiyordur!

Her neyse, bu yazıyı şurada okuduğum yazı tetikledi. Yalnız değilmişim demek ki!

Örneğin önünüzdeki araç 90 Km hızla gidiyorsa arada 2 saniye fark bırakırsanız bu 50 metre ara demektir. Bu koşulda bile çarpma riskiniz vardır. Çünkü durma mesafeniz 90 metredir.

Pazar, Kasım 23, 2008

Kuyudaki insan o kadar kördür ki, kendine atılan ipi bile göremez..!

Metin Münir'in yazılarını çok beğenirim. Onun yazıları 'mikro' nitelikli yazılardır. Merceği bir yere tutar ve çoğunlukla 'medeni' bir analiz yapar.
Norveç'e gitmiş ve yüksek öğrenime en az meraklı kesimin Somalililer ve Türkler olduğu gerçeği ile karşılaşmış. Yazısının sonu şöyle bitiyor:
"Kuyudaki insan bazen o kadar kördür ki kendisine atılan ipi bile görmez. Bazen cahillik böyle bir körlüktür. Cahilliğin sıfır noktasında değil eksisinde bulunulan bir cahilliktir bu. Kafada bilgiden çok bilgisizliğin, doğrudan fazla yanlışın bulunduğu bir durum.Kim bu insanları düşünüyor? Kim onları kurtaracak?"

Pazar, Haziran 10, 2007

Damat Ferit'in Öfkesi !

Damat Ferit, siyasete girme hırsı ile bir süre (2006'da) "erken seçim geliyor, erken seçim olacak" diye gaz verdi. Bu yıl seçim kararı alınınca da, "bana gelen teklifleri ve kimi seçtiğimi, neden seçtiğimi anlatacağım" diyordu. Asıl önemlisi, geçtiğimiz yıl Mehmet Ağar'la diyar diyar miting miting geziyordu.
Eeee ne oldu ?
Özetleyelim, bu arkadaş "CHP'den MHP'den ve DYP'den iyi bir sıradan seçilebilecek bir yerden teklif bekliyorum" demeye getiriyordu.
Ekonomiden anladığı olmadığı gibi, "kaba milliyetçi" yani tribünlerde insanları provoke eder tarzda yazılar yazarken, kendini "vatan kurtaran aslan" zannetmişti.
Hiçbir listede yer bulamadı. Hiçbir parti bu arkadaşı "iplemedi" !
Şimdi, bu partilere ateş püskürüyor; "bir boka yaramazsınız" diyor özetle !
Tosuncuğun siyaset macerası böyle oldu.